23 Şubat 2009 Pazartesi

Tallinn - Estonya Bölüm 1

Geldik Estonya'nın başkenti Tallinn maceralarına... Perşembe günü ödev konusunda yaşadığımız ufak çaplı kriz halledildikten sonra (geçmişim ödevden resmi olarak) Mülazım ile Tampere merekezde buluşup atladık trene tuttuk Helsinki'nin yolunu. Şiir falan dinletti Mülazım zaten ruh halim inişli çıkışlıydı iyice çökertti beni. Neyse efendim Helsinki'ye vardık. Kompartmandaki şeker ablanın bize hediye ettiği Helsinki haritasıyla limana gittik tramvayla. Daha önce iki kez Helsinki'ye gitmeme rağmen hala tramvay durağını bulamamış olmam beni baya üzdü tabii. Limandan Tallinn'e gidecek gemiye binecektik. Ben körfez vapuru gibi birşey bekliyordum transatlantik çıktı. Titanic bildiğin. "Voooo, vaşşşş" sesleriyle birlikte Viking Line yazıhanesinden bayan yanı iki yer aldık. Şaka yav yer falan yok gemi bu, kabin yoksa kafana göre takıl içinde. Gidelim Eurolarımızı Estonya kronuna çevirelim dedik. 100€ verdik 1400 kron aldık. Zengin olmuştuk. En azından öyle olduğumuzu zannediyorduk. Atladık gemiye. Allah Allaaah yok yok gemide. Bir yukarı bir aşağı indik sonunda yorulduk yemek yedik. Tallinn'e 2,5 saatte vardık.

Gemiden inerken kalıcak bir yerimizin olmadığını farkettik ve bizim gibi turist görünümlü bir gruba "Nerede kalacaksınız?" dedik. İçlerinden iki bıdık kız bir hostel ayarladıklarını bizi oraya götürebileceklerini söylediler. "Tamam" dedik gittik peşlerinden. Büyük grupta 4 Polonyalı 2 de Avusturyalı vardı. İki bıdık kız da Polonyalıydı. Türk olduğumuzu söyleyince "Maraba nasıssııınnn?" dedi biri. "Aman efendim iyiyim siz nasıssıısnız?" dedim dumur halde. "İyiyim" dedi. Bayağı gezmişler Türkiye'yi. Sohbet muhabbet "Krakov'a gidin, değil Polonya'nın Dünya'nın en güzel şehridir" dediler, "söz" dedik. Neyse Perşembe gecesi Tallinn sokaklarında yürürken meşhur Old Town'a girdik. Old Town böyle küçük surlarla çevrili bütün tarihi binaların bi arada toplandığı, Tallinn'in tüm turistik değerlerinin oteli, restaurantı, kalesi, klisesi birlikte olduğu muazzam bir yer. Yani o gece havayı sezdim ama ertesi sabah buraya tapacağımı henüz bilmiyordum. Bıdıklar "Tamam bulduk hosteli" dediler bir binaya saptılar. Binanın girişinde "non-stop striptease" yazıyordu. "Noluyo yav?" diye geçirdik içimizde. Kızlar bıdık Polonyalı öğrencilerdi, meslekleri bu değildi. Peki niye götürüyorlardı bizi acaba? Binanın ilk iki katı hostelmiş öğrendik. Efendim hostele sorduk güç bela oda bulduk 6 kişilik. Bıdıklara da teşekkür anlamında 2 snickers verdim Mülazım'ın gemide aldığı 6'lı pakatten.

Odaya çıktık. Işığı açmadık. Kaç kişi var odada, oda boş mu uyuyan var mı yok mu belli değil. "Hey" diye bi sesle irkildik 40'ını aşmış bir adam selam verdi bize yattığı yerden. Biz de selam verdik ve "Ne yapıyorsun neredensin?" diye başladık kısa bir muhabbete. Kendisi Norveçli bir postacıymış, göz ameliyatı için gelmiş, Estonya ucuzmuş vs. Zaten Norveç'e kıyasla her yer ucuz be anacım duyduk namını Norveç'in. Neyse eşyaları atıp bir Tallinn geceleriyle tanışalım dedik. Mülazım çıkarken diğer yatakta yatan kızı bizim bıdık Polonyalılardan biri sanıp "Aa sen de mi buradaydın?" dedi. Odadan çıkınca iki kızı da karşısında görünce "La kime selam verdim ben" dedi. "İyidir iyidir" dedim ben de...

Dedim ya Old Town da herşey içiçe diye hemen dibimizde barları gördük hangisine girelim diye düşündük. Şimdi hemen şunu söyleyip aradan çıkaralım kızlar Finlandiya'dan daha da güzel ve sanki daha rahat konuşulabilirmiş gibi bir izlenim bıraktılar bizde. Biz yorgunduk tabii hem de turisttik biz gezmeye gelmiştik yani değil mi? Neyse önce ışıklı mışıklı bi yere mi girelim dedik kapının önüne son model cipli elemanlar geldi bizi de bi süzdüler. Mekana girmekten vazgeçtik bir anda. İstemedik yani o an ne bileyim? Nimeta Bar denilen iki günlük gezimizde daha sonra hep demir atacağımız yere gittik. Mekan hınca hınc dolu değildi yani ama güzeldi. Dans eden insanları seyrettik "Aman ne de güzel oynuyorlar, her figuru de biliyorlar" dedik. Sonra ciddi anlamda yorulduk odamıza döndük.

Ertesi sabah 10 gibi çıktık başladık Old Town'u arşınlamaya. Yahu inanılmaz bir yerdi. Orta Çağ'a gelmiştik zaman makinesiyle hayretler ettim. Ben öyle binalardan falan etkilenen bir insan değildim ama burada donup kalmıştım. Amatörce çektiğim fotolara bakarsınız zaten Facebook'ta. Kısacası Tallinn gerçekten güzel bir yerdi. Ne yenir ne içilir bilmediğimizden bir McDonalds bulduk oturduk kötü bir turist örneğiydik ama napalım ya. Kasadaki kızın gözleri çok güzeldi dostlar. "Evet" dedi. "Bir bigmac" dedim. "Large mı?" dedi. "Large" dedim. "İçecek?" dedi. "Large" dedim. "Onu biliyorum da kola mı ne içeceksin?" dedi. Kızardım bozardım tabii kola kola dedim. Çok utandım o an. Gözler boncuktu ondan şaşırdım sanırım. Efendim yemeğimizi yedik sonra kalkarken en fazla 3 yaşında olduğunu düşündüğümüz miniğin biri İngilizce "nereye gidiyorsun" diye sordu Mülazım'a. Çocuk çok net Estonyalıydı ve bizden iyi İngilizce konuşuyordu yani. "Kahve içeceğiz sen de gelir misin?" dedik. "Yok" dedi, vedalaştık "Vay anasını" diyerek ayrıldık.

Kahve içtiğimiz mekan ayrı bir harikaydı. Mağara gibiydi diyeceğim "Lan nesi harika mağaranın?" diyeceksiniz. Ama öyle bir mağara değil ya hakikaten orta çağı hissediyorduk. "Atımı nereye bıraktım ben ya?" diye düşündüm yani bir an. Yöresel kıyafetler içindeki bayan garsonlar karşısında yine aptal olduk. "Bak sana kahvenle beraber çikolata vermemişler, bana verdiler demek ki beni seviyor" dedim Mülazım'a. Pis bir gülücükle çikolatasını gösterdi. "Aman iyi" dedim ben de. Canım biraz sıkılıyordu sanırım bu muhabbetleri açtığıma göre. Takvimler 20 Şubat'ı gösteriyordu ve ne kadar yazarsa yazsın "Ben mi ödüyorum parasını?" dedim aradım Türkiye'yi cepten. Annemin doğum günüydü çünkü. Çok gezdiğim ve öğrenciliği unuttuğumu düşünen annemin yorgun gelen sesi doğum gününü kutlamamla bir anda "Aaa sağol kuzum benim" sözleriyle canlandı. Ben de rahatladım tabii.

Yine tüm ayrıntıları paylaştım umarım sıkmamışımdır dostlar. Estonya maceramın ilk bölümü böyleydi. Yönetmenim reklam işareti yapıyor arkadan çünkü. Okula gitmem gerekiyor şimdi. İkinci bölümü bugün yarın yazarım. Malum gündüzden bahsettik ama ya gece? O da ikinci bölümde dostlarım. Şimdilik görüşmek üzere diyelim. Kendinize iyi bakın...

3 yorum:

  1. Adamım walla helal olsun ne diyeyim!Okulu bitir seni maceraya katıl programına yazdırıcamm!!!Uzaya giden Türk olacaksıınn!!!

    YanıtlaSil
  2. ayrıntılarla yazmaya devam (:

    YanıtlaSil
  3. en çok gitmek istediğim 2 üLke oLan finLandiya ve estonya'ya gitmişsin =)izLenimLerini payLaştığın için çok teşekkürLer =)

    YanıtlaSil